City of Love and History: Venice

Venice is such a charming and stunning city with the tiny streets, curly canals, colorful squares, historical bridges…  Now lets’s travel to this beautiful city…

When I first went to Venice, I was by myself and I thought that “Next time, I want to come to this gorgeous city with the man I love.” And my wish came through… Italy has never disappointed me. The world of pizza, ice-cream, and great nature… And Venice offers even more. For me, it is “the city of love” not because of the gondola rides actually, but because of its historical atmosphere. In Venice, there’s nothing more enjoying than watching the full moon on a stone bridge and listening to the sound of water coming from the canals, while the night lapses into the silence.

Venedik, dar sokaklarıyla, kıvrımlı kanallarıyla, renkli meydanlarıyla ve tarihi köprüleriyle çok çekici ve büyüleyici bir şehir.

Ben Venedik’e ilk gittiğimde tek başımaydım ve kendi kendime dedim ki, “bir daha bu şehre geldiğimde sevdiğim adamla birlikte gelmek istiyorum” ve dileğim gerçekleşti. İtalya beni hiç hayal kırıklığına uğratmadı. Pizza cennetş, dondruma ve mükemmel doğasıyla… Ve Venedik daha fazlasını bile sunuyor. Benim için burası aşk şehri, ama sadece gondolları yüzünden değil, aynı zamanda tarihi atmosferinden dolayı. Venedik’te, taş bir köprüde altımızdan sular akarken ve gece sessizliğe süzülürken dolunayı izlemekten keyifli ne olabilir ki?

When it comes to Venice, everybody will tell you about the Grand Canal, Rialto Bridge, San Marco Square, tiny streets, etc. Now let’s get into my personal experience…

Venedikteyseniz, herkes size Büyük Kanal, Rialto Köprüsü, San Marco meydanı, dar sokakları önerecektir. Gelelim benim önerilerime;

Venice is a car-free zone. This is actually a big luxury especially today… If you want to reach somewhere you have to use “vaporetto” which is kind of a sea bus. Getting around the city is really easy with vaporettos and it is also affordable. Plus you get to travel with a lovely breeze.

Venedik, arabalara kapalı bir bölge. Günümüz için bu büyük bir lüks aslında… Eğer bir yere ulaşmak istiyorsanız, “vaporetto” yani dneiz otobüsü kullanmanız gerekiyor. Şehri dolaşmak vaporettolarla çok keyifli. Artı, tatlı bir esintiyle gezmeyi kim sevmez ki?

We went there in the middle of the August. You can’t imagine how hot it was. While it was hard enough to stand in the shadow, trying to move along the tiny streets was a real challenge. So we bought a daily ticket and enjoyed the vaporettos more than we should!

Biz gittiğimizde, Ağustos’un ortalarıydı. Ne kadar sıcak olduğunu tahmin edemezsiniz. Gölgede bile durmak zorken, ordan oraya daracık sokaklarda dolaşmak ne kadar zorlayıcıydı anlatamam! Bu yüzden, günlük geçerli bir vaporetto bileti aldık ve sandığımızdan daha çok tadını çıkardık.

Boncornooo 🎉

Elvin Levinler (@elvinimin)’in paylaştığı bir gönderi ()

Yummy foods! 

In Italy there are three types of restaurants: Ristorante, Trattoria and Osteria… Actually I didn’t know the difference among these three. But I eventually learned it during this trip. Ristorantes are chic and luxurious, and of course they are the most expensive ones. Trattorias are more modest; they offer less variety but they are considered more traditional. The prices are more reasonable comparing to the ones in ristorantes. And the osterias are cosy and low-priced places.

Italya’da 3 tip restoran var; Ristorante, Trattoria ve Osteria… Doğrusu ben bunların farkını bilmiyordum ama bu seyahat boyunca öğrenmeyi başardım. Ristorate’ler daha şık ve lüks, ve tabi ki daha pahalı. Trattoria’lar daha gösterişsiz; daha az çeşit sunuyorlar ama daha geleneksel sayılıyorlar. Fiyatlar, ristorante’lere oranla daha makul. Ve osteria’lar daha samimi ve düşük fiyatlı mekanlar.

On the first day of our trip, we struggled to find a good place to eat. We didn’t have reservation, everywhere was so crowded and most of the places looked touristic. We were getting hungry and hungrier but the view was so great that we forgot about everything. Next day we were luckier though. While we were wondering around, we found a two-table osteria on a very tiny street. With the lacework and the glasses made from Murano crystal looked so cute that we decided to have our dinner there without even looking at the menu. It was an amazing dinner! We lost our way because of the labyrinth- looking streets and eventually we found it back. The chef welcomed us and we had such a delicious and peaceful dinner.

Gezimizin ilk gününde, yemek için iyi bir yer bulmada biraz zorlandık. Rezervasyonumuz yoktu, her yer çok kalabalıktı ve çoğu yer çok turistik görünüyordu. Saatler geçtikçe daha çok acıkmamıza rağmen manzara o kadar güzeldi ki yemek yemek aklımızdan çıktı. Sonraki gün daha şanslıydık. Etrafta dolanırken daracık bir sokakta iki masalı bir osteria bulduk. Dantel işi ve Murano yapımı bardakları, daha menüsüne bile bakmadan hemen bizi akşam yemeği için ikna etmeyi başardı. İnanılmaz bir yemekti! Labirent gibi sokakları yüzünden yolumuzu kaybettik ama sonunda bulduk. Şef bizi kapıda karşıladı ve o akşam çok lezzetli ve huzurlu bir akşam yemeği yedik.

There is nothing to do for the crowd. We became a piece of it… There are almost 450 bridges in Venice. And on each of them there are people trying to take photos as the gondoliers try to convince them to take a tour on the canals…

Kalabalık için yapabilecek hiçbir şey yok, bu yüzden bir parçası haline geldik. Venedik’te neredeyse 450 tane köprü var. Ve her birinde insanlar fotoğraf çektirmeye çalışıyor, bir yandan da gondolcular tur satın almaları için turistleri ikna etmeye çalışıyor…

Venice is surrended not only by 450 bridges but also 120 small islands. You can reach these islands in five minutes with vaporettos. They are calm but so colorful at the same time… I really lost my mind in those islands…

Venedik sadece 450 tane köprüyle değil, aynı zamanda 120 tane küçük adacıkla çevirli. Vaporettolarla bu adalara 5 dakika içinde ulaşabiliyorsunuz. Çok sakin ama bir o kadar da renkli bu adalarda ben neredeyse mutluluktan aklımı kaybediyordum!

To discover the whole city, you should get lost in Venice. You should have a tea time accompanied with the live music in the San Marco Square. You have to pay for the music, but it’s definitely worthwhile. When everybody goes back to their hotels, you should keep wondering around and listen to the canals. You don’t have to hold your lover’s hand, but it is also worthwhile…

Tüm şehri keşfetmek için, Venedik’te kaybolmanız gerekiyor. San Marco Meydanı’nda bir fincan çayınızı içmeli, canlı müziğinizi dinlemelisiniz. Müzik için sonunda para ödemeniz gerekse bile o anı yaşamaya değiyor. Herkes otellerine dönmeye başladığı saatlerde şehri gezmeye devam etmelisiniz ki, kanalların sesini dinleyebilin. Sevgilinizin elini tutmanız gerekmiyor, ama bu da denemeye değerJ

More from Elvin Levinler

A Journey to the Rainbow Island: Burano

My name is Elvin, which means the seven color of the rainbow....
Read More

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *